1980 12 eylül

12/9/2007

Sıkıyönetim ilanı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan okunan ilk bildiriye göre:

İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

Eylül dönemi

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve cuntanın belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92'lik "Evet" oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında 'Hayır' oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa'nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.[2]

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye'de halkın önemli bölümü tarafından sosyal,siyasi ve ekonomik sorunların hiçbirine çözüm bulamayan iflas etmiş parlamenter rejimin 'haklı' alternatifi olarak görüldü. Bu nedenle, darbeye bir direniş olmadığı gibi, büyük çoğunluk, darbe liderlerini, ülkenin yeni liderleri olarak kısa sürede benimsedi.

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.

Darbe gerekçeleri

12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı'nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği yürüyüş gösterildi.

Ülkede tırmandırılan sağ - sol ve alevi - sünni gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi. 12 Eylül 1980 öncesinde sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri cinayetlere kurban gitti. Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30'a yaklaşıyordu.

12 Eylül 1980'e gelindiğinde 19 ilde sıkıyönetim uygulanıyordu.

Ülkede, yönetemeyen hükûmet, karar alamayan Meclis ve ardı arkası kesilmeyen siyasi cinayetlerin yol açtığı yılgınlık havası, 12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.

Darbe ardından, siyasi cinayetlerin çok kısa sürede sona ermesi, güvenlik güçlerinin şiddet eylemlerini darbe öncesinde neden önlemediği / önleyemediği sorularını da beraberinde getirdi. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter'a "bizim çocuklar işi bitirdi" anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması, 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu da tartışmalara açtı.Darbeden sonra ilk idam edilenler 9 ekim 1980 tarihinde ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı olmuştur.

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu'nda başlatılan ayrılıkçı silahlı hareket, 12 Eylül yönetiminin getirdiği Kürtçe konuşma yasağı ile güçlendirildi ve gerekçelendirildi. Diyarbakır Cezaevi başta olmak üzere bölge cezaevlerindeki kötü muamele, 1983 seçimlerinden sonra yoğunlaşacak Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adına terör eylemlerini gerçekleştirenlerin gerekçelerinden biri oldu. Bu cezaevlerinde tutulan PKK militanlarının önemli bölümü, daha sonra, PKK yöneticileri arasında yer aldı.

12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye'de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.

1983 Genel Seçimleri

Ana madde: 1983 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı; 1982 yılında hazırlattığı Anayasa'yı onaylayarak cuntayı destekleyen seçmen, cuntanın işaret ettiği emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi yerine Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi'ni Türkiye'yi yönetmek üzere seçti. Daha sonra, siyasi yasakların kalkması ile eski liderler ve eski kadrolar, yeni partiler ile seçimlere katıldı.

1983 yılındaki genel seçimde Turgut Özal'ın Başbakan olması ile Türkiye ekonomisinin küresel entegrasyonu başladı. Bu anlamda, tasarlamadan da olsa, 12 Eylül cuntası, içe dönük kapalı bir ekonomiye sahip olan Türkiye'yi olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile küresel ekonominin bir parçası haline getiren gelişmeleri tetikledi.

ABD'nin rolü

İlk kez Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül 04.00 (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'in askeri müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın your boys have done it -- seninkiler yaptı/bizim çocuklar işi bitirdi - anlamındaki konuşması, 12 Eylül Darbesi içinde ABD'nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuştur. Henze'den sonra Ankara’daki çocuklar başardı şeklindeki mesaj Başkan Jimmy Carter’a iletilmiştir. Paul Henze 2003 yılında bir Türk gazetesine verdiği demeçte Bizim çocuklar işi başardı sözlerinin Mehmet Ali Birand'ın uydurması olduğunu belirtmiş, ancak kısa bir süre sonra Birand 1997'de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze'i yalanlamış

 

Ne den yayıladım diyeceksiniz.Yakın geçmişimiz.Allah inşallah bir daha böyler yaşatmaz ülkemize.

 

GAZATELERİMİZİ VE SAÇMA MANJETLERİ

2/9/2007

 

    Bugün gazete okurken saçma sapan haberlerle karşılaşdım.Manjette hep magazin vardı.Yada yine Cumhurbaşkanımzla ilgili ya da yapılacak olan davetlerle ilgili yazılar.İşde bunlardan biri.

 

   Cumhurbaşkanlık seçimleri geçti bitti ancak suyunu çıkarmakda üstüne yok bizim medyamızın.

Ha birde orduyla Cumhurbaşkanı arasında soğuk savaş sözleşmesi yapıldı.Ne dir bu anlamadım gitti.

 

   İnternete girdim haberleri okumaya başldım.Aynı klasik haberler ve uzun uzadıya anlatılmış.Aynı lafı değişik cümlerle defalarca tekrarlanmış.Gözüme birden Şırnak da

PKK terör örgüte ait mühimat bulundu haberi çarptı.Ancak haber 1 paragafı bile dolduracak

şekilde geçmemişdi.

 

   Gazatelere haber kanallarına ve haber ajanslarına buradan bir mesajım var.Saçma sapan

haber başlıklarından vazgeçip Türkiyenin düşdüğü duruma bakın.Şırnak da Türkiye Cumhuriyeti sınırların içind terör örgütüne ait mühimmat çıkıyor siz davet listeleri peşindesiniz.Orduyla hükümet arasında soğuk savaş imzalandı.Bunu diyeceğinize Laiklik peşinde koşan ancak iş

terörle mücadeleye gelince yetersiz düşen ordumuza seslenmek olmalı .Ordu siyaset yapıp

Cumhurbaşkanına saygısızlık yapacağına içimize gelip mühimmat kuran terör örgütünü yakalasın diyeceğinize saçma sapan haberlerle uğraşıyorsunuz.

 

   Arkadaşlar ülkede haber kanalları tiraj peşindeyken bizlerin daha çok gözleri kapatılır.Böyle yanlı haber yapacağınıza gidip doğuyu çekin.

 

 

 

4 KM'lik Kulede Bir Milyon Kişi

28/8/2007

Japonya'da Fuji Dağı'ndan esinlenilerek tasarlanan 800 katlı dört bin metrelik dünyanın en yüksek binasında, bir milyon kişinin yaşaması planlanıyor.

Japonya, topraklarında bulunan üç bin 700 metrelik Fuji Dağı'ndan esinlenerek dünyanın en yüksek kulesini yapmaya hazırlanıyor. Başkent Tokyo'nun limanına inşa edilmesi planlanan kulenin dört bin metre yüksekliğinde olması düşünülüyor. Taisei İnşaat Şirketi tarafından projesi geliştirilen "X-Seed 4000" adlı kule, altı kilometrekarelik bir alanı kaplayacak.

 

MALİYET 900 MİLYAR DOLAR

 

800 kata sahip olacak kulenin içinde de bir kent kurulacak. Görkemli yapıda 600 bin ila bir milyon kişinin yaşaması bekleniyor Akıllı bir bina olarak tasarlanan "X-Seed 4000" tüm enerjisini sadece güneşten alacak.

 

Hatta insanların gerekli ihtiyaçlarını karşılamaları için sebze ve meyvelerin yetiştirileceği alanlar ile hayvanların yaşayabileceği barınaklar bile projeye eklenmiş durumda. Üstün teknolojiyle yapılan duvarları, dışardan gelen hava durumuna göre içerisinin ışık, sıcaklık ve hava basıncını ayarlıyor.

Böylece içeride yaşayanlar, "dış dünyanın" şartlarından etkilenmeyecek. Ancak 300 ila 900 milyar doları bulması beklenen yüksek masrafı nedeniyle halen ne zaman inşaatına başlanacağına karar verilmedi.

 

Üstün teknolojiye sahip olan japonlar yine ilke imza atmış gözüküyorlar.

Bizim ülkemizde olsa ( bütün mütehitler üstüne alınmasın lafım gideceği yere gider ) ödenek yok der ya da malzemede çalarlar daha olmadı yanlış hesap yaptık efendim o yüzden başlamadık inşaata derler ve bu inşaatı ne ben ne torunlarım ne de onların torunları görür.

 

Japon kardeşlerimize sırf o inşaatı görmek için bile olsa para veririm.Ancak ufak

bir sorun var benim o kadar param yok . 

 

TÜRBAN

28/8/2007

   Şu aralar anlamdığım konu şu ; bu ülkeyi şu kadının başörtüs mü yönetecek yoksa Abdul Gül Beyefendi mi ? İşin çılgını çıkaran Deniz Baykal ve ekibi ülkeyi ikiye böldüler.

 

   Anlamdığım konu da şu ; Eşinin başı açık olunca Cumhurbaşkanı olabilirsin Ama müslüman

bir ülkede yaşamamıza rağmen eşinin başı kapalı olursa Cumhurbaşkanı olamazsın.Demokrasi

bunun neresin de.Demokrasi diye bağıran yırtılanlara soruyorum hani nerede demokrasi.

 

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

İstiklal marşımızın 8. kıtası .Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış.Size sormam gerek o zaman Laiklik yok muydu ? Kaldıralım o zaman bu kıtayı

Mehmet Akif Ersoy iratcai suç işliyor üstüne ülkemizi tehdit ediyor.

 

 Bir dönemi kaybetmek üzere olan kadrolaşmanın ilmini yapmış zihniyeler

koltuklarını kaybedecek diye Atatürk İlk ve İnkılaplarını sığınıp sözde Türkçülük yapanlara şöyle sezleniyorum.Bu millet sizin gibiler yüzünde bir ihtilal geçirdi.Bu ihtilal Türkiye nin 100 geri gitmesini ve bir çok gencimizin düşünürümüzün asılmasına öldürülmesine sebeb oldu.İster sağ ister sol olsun.Türkiyeye yarıyacak düşünen beyinlerin katledilmesine sebeb oldu.Bugün Deniz Baykala sorum olacak kendi ailesinden öldürülen veya kendisi hapisen de  yattı mı ? Bakın Rahmetli Ecevite hanımı Rahşana neker çekmiş.Bunu yanında Adnan menderes ve diğerleri.Askeriye biz hata yaptık suçsuz biri olana Adnan Menderesi astık dedi.Ardından özür diledi.Peki Adnan menderes Deniz gezmiş geri gelecek mi ? Bu insanlar kalka bilecek mi ? Ülkeyi tekrar buduruma sürükleyen Deniz Baykalın acaba hiç canı yandı mı ? Hangi uğurda koştu ?

 

Ülkenin %90 Müslüman.Bu ülkede bunları yaparsan bir ihtilal tekrar gelir.Ancak bu sefer çok can yanar.Bu ülkede baş örtüsüne laf söylersen solun yüz karası seçimleri yine aynı parti kazanır.

 

Son diyeceğim Bu ülkeyi ALLAH NİDALARIYLA aldık.Nenelerimiz başıdaki

örtüyü çıkarıp bombalar ıslanmasın diye sırtlarında taşıdı.Sayın Deniz Baykal bu ülkeyi o kadar kolay bölemezsin.Sunlisi ,Alevisi ,Kürdü, lazı.....

hepbereber aldık.Sen mi ikiye böleceksin.



 

 

İnsansız dünya nasıl olurdu?

27/8/2007

 

   
Arizona Üniversitesi profesörü Alan Weisman "Bizsiz Bir Dünya" kitabında insanlar birden bire ortadan kayboluyor. Weisman işte bu noktadan sonra dünyanın geçireceği evrimi kaleme aldı. Kitabı için Weisman Türkiye'ye de gelip Anadolu'da araştırmalar yaptı.

"New York kolay ortadan kaybolur" diyen Weisman şöyle anlattı: "Şehrin altı tünel dolu. Bunlar su dolup çökünce üzerlerindeki binalar da göçecek. Su yarıklara girip donunca genişler. Çatlaklar meydana getirir. Sonra çatlaklara da su girer, oradaki su da donup genişler ve daha büyük çatlaklar meydana getirir. Uzun ürmez."

Weisman "Dünya 5 milyar yıldır var. 4 milyar yıldan bu yana üzerinde canlılar yaşıyor. Dünyanın en az beş milyar yıllık daha ömrü var. Kendimizi tüketebiliriz ama hayat bizim dokunamayacağımız kadar güçlüdür. Eğer insanlar aniden yahut da dinozorlar gibi yavaş yavaş yok olsa, dünyadaki diğer canlılardan, nasıl olacaklarını hayal etmemiz dahi mümkün olmayan cinsler türer" diyor.
 
 
 
 
Düşünün bir sabah kalkdınız kimse yok.Dışarıya çıkıyorsunuz yollar bomboş.Ben önce korkarım
niye yalan söylüyeyim.Düşüsenize konuşacak kimse yok ( aslında güzel birim durum kimsenin dır dırı yok işyeri derdi yok oh )
 
 
 
 
 Profesör Alan Weismen'e göre yeni canlılar türeyecekmiş.Düşünün kimse yok ama bir dinazorla veya onabenzer bir türle arkadaşlık ediyorsunuz.Ya da sizi yemek için can atan bir sürü
dinazor.Anam derim heralde ben.
 
  Böyle bir dinazorun sürekli peşinizde olduğunu düşünün.Ya da kimse olmadığından köpe kedi yerine böyle birşeyi beslediğinizi düşünün.Aslında iyide olur.İyi olmasına iyi olurda şimdi bunu nasıl besliyecen bunu nasıl sevecen.Köpek kedi gibi bize sevgi gösterisi ya da oynamaya başlasa altında kalır eziliriz.
 
 
 İşin şakası bu.Ancak sorumsuzca davranışımız ve doğayı yok etmemiz yüzünden bugün bütün dünyaya bakın.Kimi yer yangın ,kimileri selle kimileride susuzlukla boğuşuyor.Aslında Profesör Alan Weisman'ın dedikleri doğru.Böyle giderse barajları çalıştıracak suyu bulamıyacağız.
 
 Arkadaşlar biraz daha duyarlı olalım.


Blogcu ile yapıldı